KELİME-İ TEVHİD

 

KELİME-İ TEVHİD

Kelime-i tevhid olarak tabir edilen “Lâ İlâhe İllallâh” cümlesinin şartlarını anlatmaya geçmeden önce, onunla alakalı bazı meselelerin izah edilmesi gerekmektedir.

Lâ İlâhe İllallâh cümlesi, kelime-i tevhid olarak bilinmektedir. İki rukûndan oluşmaktadır.

Birincisi: “Lâ ilâhe” ruknü.

İkincisi: “İllallâh” ruknü.

Bu iki kısmın birbirinden ayrı düşünülmesi asla mümkün değildir. Bu rukûnlerin birbirinden ayrılması halinde, iman kesinlikle gerçekleşmeyecektir. İmanın tam manasıyla gerçekleşebilmesi, bu iki ruknün birbirinden ayrılmadan kabul edilmesi ile mümkündür. Aksi halde iman sadece bir temenni olarak kalacak ve asla sahibine “mümin” vasfını kazandırmayacaktır. Bu gün kimi insanlar bu iki kelimenin birinci ruknünü esas alıp kâinatta hiç bir ilahın olmadığını savunmakta, kimileri de sadece ikinci rukün ile yetinerek hayatlarına Allah’tan başka ilahlar karıştırmaktadırlar.

Tarihin sayfalarına bir göz attığımızda, insanların şirke düştüğü genel noktanın burası olduğunu müşahede ederiz. Zira Allah’a ortak koşan insanların büyük çoğunluğu, Allah’ın varlığını inkâr ederek değil; aksine hayatlarına Allah’tan başka ilahlar karıştırarak şirke düşmüşlerdir. Allah’ın varlığını inkâr ederek küfre düşen insanların sayısı, çöle nispetle bir kum tanesi gibidir; yok denecek kadar azdır. Böylesi insanların, ya aklî bir problemleri vardır, ya da psikolojik sorunları… Çünkü Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’in hiç bir ayetinde “Allah vardır” diyerek kendi varlığını ispat etme yoluna gitmemiştir; bilakis Allah’ın “bir” ve “tek” olduğunu, O’ndan başka hiç bir ilahın olmadığını, insanların ilah diye tapınıp kutsadıkları varlıkların batıl olduğunu izah yolunu tercih etmiştir. Bu da gösteriyor ki, Allah (celle celaluhu), kendi varlığını inkâr eden insanları aslında muhatap bile almamış, onlara cevap vermeyi uygun bile görmemiştir.

Yüce Allah’ın Kur’an’da ısrarla anlatmak istediği ve üzerinde ciddiyetle durduğu nokta; O’ndan başka hiç bir ilahın kabul edilmemesi ve kendisine ilahlık vasfı yakıştırılmış varlıkların inkâr ve reddedilmesidir. Bu sebeple tevhidin birinci ruknü olan “La ilahe” kısmını esas alarak hiç bir ilahın varlığını kabul etmeyenler, bizim mevzumuz dâhilinde değildirler. Bizim mevzumuz, tevhidin ikinci ruknü olan “illallah” kısmını kabul ettiği halde, Allah’tan başka varlılara ilahlık yetkisi veren kimseleri kapsamaktadır.

Öyleyse, konunun detayına girmeden önce “ilah” kelimesinin ne anlama geldiğini, sonra da nefiy (red) ve ispattan oluşan “Lâ İlâhe İllallâh” cümlesinin açılımını izah etmeye çalışalım. Yardım ve başarı yalnız Allah’tandır.

İlah Kelimesinin Anlam Ve Muhtevası

İlah kelimesi “أَلَهَ/e-le-he” veya “أَلِهَ/e-li-he” fiilinden türetilmiştir. Kulluk edilen, kendisine yönelinen, tapınılan, azameti karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılan ve sığınılan, gibi anlamlara gelmektedir. İbn Recep el-Hanbelî (rahimehullah) şöyle der:

“İlah, kendisinden korkulan, çekinilen umut beklenilen, talepte bulunulan, yüceltilen, sevilen, tevekkül edilen, dua yapılan, dolayısıyla kendisine itaat edip isyan edilmeyendir. Bu sayılanların tamamı Allah’a yapılır. Bunlardan bir tanesini yaratılmışa yapan kimse, Allah’a ibadette ortak koşmuş ve “Lâ İlâhe İllallâh” sözündeki ihlâsını bozmuş olur. Bu söylenilenlerden ne kadarı Allah’tan başkasına yapılırsa, o kadar Allah’tan gayrisine ibadet edilmiş olur.”[1]

Bu ve ilah kavramı etrafında yapılan diğer tariflerden anlaşıldığına göre ilah; kendisine ibadet ve itaat edilen varlıktır. Bu varlık Allah olabileceği gibi, Allah’tan başkaları da olabilir. Ama Allah’ın dışındaki diğer ilahlar sahtelik ve batıllıkla muttasıftırlar. Yani, Allah hak ve gerçek ilah iken, O’nun dışındaki ilahlar batıl ve sahtedirler.